ORMAN BANYOSU İYİ GELİR!

ORMAN BANYOSU İYİ GELİR!

Play Video

Kozak Yaylasının Gurur Hikayesi...

Durdu, “hayır öyle değil” dedi.

“Ben, benim hayatımda bu kadar çok değişiklik yapabilen birinin varlığını özledim” dedi.
“Siz benim hayatımda nasıl bir değişiklik yaptığınızın farkında mısınız” dedi.
“Umarım çok güzel olmuştur” dedim.
“Tabi ki çok güzel oldu ama” “Siz bana bir ömür verdiniz,
bir hayat bağışladınız” dedi.
12 yaşında bir çocuk söylüyor bunu…

Gülden Karabudak’la beraberiz. Kendisini dinledikçe aslında biraz şaşıracaksınız, çok yönlü bir insan.
Bize kendini tanıtır mısın? İsmim Gülden Karabudak, ilk-orta
öğrenimimi burada bitirdim. Daha sonra lise için İzmir’e gittim.
Biz Bergama-Kozak-Yukarıbey köyü’ndeyiz.

Tam olarak köy ama mahalle olarak değerlendiriliyor.
Muhteşem çam ağaçlarının altındayız. Burası çam deryası,
Türkiye’nin en iyi, en kaliteli çam fıstığının üretildiği memleket.
O yüzden burada bir çok yerde devasa ağaçları görebilirsiniz,
Fıstık çamlarını görebilirsiniz. Hepsi de brokoliye benzer,
biz anlatırken öyle anlatırız, kocaman bir brokoli
tarlası düşünün diye. Bizim ağaçlarımızdan dünyanın
dört bir tarafında var, yani Portekiz, İspanya,
İtalya bölgelerinde var ama, hepsinin bir arada bulunduğu
nadir bölgelerden burası. Şu anda 16 bin hektar fıstık çamıyla
çevrili bir alanda bulunuyorsunuz.
Burası granit bir yapı, granitin üzerinde oturuyor.
Ve ben yıllarca hep merak etmiştim,
bizim fıstık çamlarıyla granit yan yanadır.

Granitle fıstık çamının kardeş olduğunu ve

birbirlerine destek olduğu anlatılırdı hep internette araştırmalarımda.
Burası granit peyzajı yani jeolojik peyzaj açısından dünyada 3. müş.
Granitin farklı yapısı, aralarından ince sızan o suyla,
fıstık çamlarının birbirlerinden beslendiği söylüyorlar,
yani birbirlerinden destek aldığı söyleniyor.
-Ben bunu bilmiyordum
-Ben de bilmiyordum
Az önce sohbetimizde demiştin ki,
“15 yaşımda başladım ilk kez
doğayla ilgili mücadele etmeye.”
Anlatır mısın bize kısaca?
Aslında 15 yaşımda diye düşünürken aklıma geldi,
Ben ilkokul 4’tü herhalde,
Şiir yarışması yapılırdı o zamanlarda.
Hiç unutmuyorum, şöyle bir dörtlük
yazmıştım; şiirin tamamını hatırlamıyorum ama onu
ömrüm boyunca unutmam
“Yeşilsin yeşil yurdum,
Üzerindedir tüm toplum,
Sana zarar verenlere
Milletçe pusu kurdum” diye
Böyle bir şey yazmıştım, ilkokul 4’te.
Bir de;
“Orman yurdun süsüdür,
yemyeşil örtüsüdür
Kesme sakın arkadaş,
varlığın öyküsüdür” diye
O zaman ödül almıştım.
Ondan sonraki süreçte, 15 yaşımdayken, bizim kendi
evimizden çok güzel bir manzara var, dağ manzarası.
Orasının bir gün düz
kesim yapıldığını gördüm.

-Düz kesim ne demek?
Tamamen yok edilmesi, yani o bölgede hiçbir şekilde ağaç kalmaması, Küçük, büyük, yaşlı vs dinlemeden
hepsinin kesilmesi demek.
Orman müdürlüğüne gittiğimde,
babamla birlikte ben de gitmiştim,
Bir anda kapıyı çalıp girdim. Sanıyorum, Müdür yardımcısı
falandı o zaman için. Dedim ki “Siz ne yapıyorsunuz?”
o da şaşırdı tabi, O bana çok ters gelmişti, ilk o zaman
“bunu yapamazsınız”,
“Lütfen en yakın zamanda nasıl
bir çözüm yolu varsa bunu yapın”
diye o dönem haykırdığımı hatırlıyorum.
-Sonra etkili oldu mu?
Etkili oldumu bilmiyorum ama,
En azından buradaki insanlar,
“Evet, yanlış birşey ve buna karşı bir farkındalık
oluşturulabilir” dediklerini hatırlıyorum.

Uluslararası lişkiler okuyan ve
Dış ticaret alanında çalışan Gülden hanım,
bunun kendisine önemli birikimler getirdiğini söylüyor.
14 yıl kendi mesleğinde çalıştıktan sonra
Kozak’ta altın madeniyle ilgili başlayan sıkıntılı süreç,
onu ve çevreyi çok etkilemiş.

Pankart hayırcılığına karşıyım diyor ve ekliyor;
ama “aklın yolu birdir”
O süreçte çok emek verdik, yoğun çaba verdik.
Bir çok şeyimizden vazgeçtik, çünkü neden,
Bu yöre çok değerli bir yer ve bunu anlatabilmek için elimizden
gelen her şeyi yaptık.
Tabi bu benim için farklı bir süreç, çok güzel, çok zor,
Güzel olan tarafı şuydu; ben sevdiğim, değer verdiğim,
ömrümü de burada geçirdiğim bu doğal ortamı,
çok daha iyi öğrendim.
Onlarla olan bu bağın bu kadar güçlenmesi,
Beni daha daha öğrenmeye, bakmaya, anlamaya itince,
Eko Psikoloji denen bilim dalıyla tanıştırdı beni 6 sene önce.
Ve Türkiye’de zaten yok da yurt dışında bununla ilgili çok
güzel çalışmalar olduğunu gördüm.

Dedim ki bu, evet.
Herşeyden önce şu an da insanların beynine kazınması gereken bir şey.
Çünkü tüm insanlığa hitap eden birşey.
Bu yok oluşun, bu yıkımın, dünyayı bu kadar pes
dedirtecek noktaya getirmenin sonucu sadece fiziksel hastalıklar değil,
doğanın yeniden eski hale getirilerek,
bunun bertaraf edilebileceğine inanan,
bu konuda çalışan insanların oluşturduğu
bir şey aslında eko psikoloji konusu ve bununla ilgili inanılmaz-laboratuar üzerine- çalışmalar var.
O nedenle ben bu konuya çok fazla emek verdim.
Bu şunu getirdi; “ben bu topraklarda bununla ilgili ne yapabilirim?”
Zaten köy çocuğu olduğum için, köyde çok zamanımı geçirdiğim için,bunu yapabileceğime müthiş derecede inandım.
-Eko psikolojiyi mi?
Doğal ortamda, insanların yeniden doğaya döndürülebileceği,
ve bundan sonra yapılacak olan çalışmaların doğal olan ortamlarda yapılması gerektiği konusunda.
bu orada oturarak olmayacak. bu şeye benziyor, tarlaya gitmeden
internet başında ya da orada burada”bak domates yetiştirdim” böyle birşey mümkün değil…
eko psikoloji de böyle birşey.

Gülden Karabudak , Japonya’da “Orman Banyosu” adıyla çıkan,
dünyada “Orman Terapisi” ya da “Doğa Terapi” denen yöntemi
uygulamaya başlamış. Doğayla iletişimi kesilen çocuklar, gençler ve yetişkinleri yeniden doğayla buluşturmayı,
böylelikle doğanın iyileştirici gücünü kullanmayı hedefliyor. Projesini “Doğa”, “Oyun” ve “Bilim” olarak üç ayak
üzerinde geliştirmiş.

Bunu denedik ve Halk Eğitim’le görüşerek
Türkiye’de ilk kez bir devlet okulunda süreklilik arzeden
bir eğitim başladı.
Yani bu Halk Eğitim işbirliğiyle yapıldığı için,
“Okullara Hayat Olsun” projesi kapsamında yapıldı,
Çocuklar doğaya gidiyoruz dendiğinde sanki başka bir dünyaya gidiyormuş gibi hissediyorlar.
yani alışveriş merkezine gidiyoruz gibi birşey,
Öyle birşey hissetmemeleri için bunun sürekli olması gerekiyor.
Yani bir gün “dağ tepeye gittik, piknik yaptık, çok güzel”
Öbür ay, “şunu yaptık”. Bu şekilde değil de, çocuklar için bunun sürekli hale etirilmesi lazım,
Gençler için, kendimiz için, yetişkinler için sürekli hale
getirilmesi gerekiyor.
“Doğada İngilizce Öğreniyorum”
çalışmanın adı buydu.
İlk defa bir devlet okulunda uygulandı. 1,5 sene boyunca uygulandı,
-Sonra ödül mü aldınız bununla?
Evet, Yaşar Üniversitesi bu çalışmada
“Jüri Özel Ödülü” aldı bu proje.
Sonra Türkiye’de en iyi örnekler, yani eğitimde en iyi
örnekler diye Sabancı Üniversitesi’nin liderliğini
yaptığı bir çalışma var,
En iyi 85 proje arasına seçildi.
Aileler, eğitimciler, herkes şundan yakınıyor;
Çocuklar ilgilenmiyor, derslere bakmıyor,
camdan dışarı bakıyor, dışarı çıkmak istiyor,
Çocuğun doğası budur zaten…
O çocuklara “oturacaksın, kımıldamayacaksın”
“gözümün içine bakacaksın”, “tahtaya bakacaksın” demek,
“sen öğren, öğrenme, sadece benim dediklerimi yap” şeklinde bir eğitim sistemi olduğu için, çocuklar bunda 3 gün sadece, 5 gün,
10 gün sonra bir daha sorun kendisine hatırlamaz, çünkü ezber.

(Çocukların) akademik hayatlarında
da öyle yüksek bir başarı oldu ki,
Hiç birimiz inanamadık, okul yönetimi çok şaşırdı,
herkes çok şaşırdı,
öğretmen arkadaşlar çok şaşırdı. Çünkü çocuklar bir kere,
ben kendi eğitim modelimde yabancı dille eğitim,
İngilizce’yi seçmiştim. Çocuklar İngilizcede kursa
başladığımızda hakikaten, yabancı dilden nefret ediyorlardı.
Çünkü bölge, biraz daha dezavantajlı
çocukların oldukları bir bölgeydi. İngilizceden nefret ediyorlardı.
ama kurs belirli bir aşamaya geldikten sonra
ilgileri değişti, inanılmaz ilgilenmeye başladılar,
Çünkü bu kurs, onlar için eğitim değildi.
bu bir oyun, eğlence, keşif, paylaşım, müthiş bir ortamdı onlar için, kurs saatini sabırsızlıkla bekliyorlardı, yetmiyordu,
Pazartesiden Cumaya belirli öğrencilerle kursumuz vardı,
Pazartesinin veya salının öğrencileri aynı zamanda
Çarşamba, Perşembeye de katılmak için direniyorlardı.
-Kaç yaş grubuydu bu?
9-13. Öyle bir adaptasyon, öyle bir özgüven gelişimi
öyle bir kişisel değişim yaşandı ki çocuklarda,
veliler bana gelip, kurslardan sonra,
belirli bir süre geçtikten sonra tabi,
gelip, “hocam, siz kimsiniz merak ettik”
benim çocuğum hayatında hiç bir zaman gelip “ben kursa gideceğim”
dediğini duymadım büyük bir keyifle.
Müthiş bir farkındalık ve değişim var,
Ben kim olduğunuzu merak ediyorum diye geldiler.
Doğal ortamda onlara İngilizce oyunlar, İngilizce çalışmalar
değişik, farklı etkinlikler yaparak,
onlara İngilizcenin bir ders olmadığını,
onun bir iletişim aracı olduğunu, bunun gayet normal bir dil olduğunu, Bunu öğrendiğinde 3 kişiyle değil, 5 kişiyle, 10
kişiyle daha iletişim kurabileceğini hissettirdik.
-Finlandiya’daki eğitim sistemindeki gibi yani,
Aslında evet, bir nevi öyle.

Sevdiğiniz yönleriniz, sevmediğiniz yönleriniz?
Ayrıntıcıyım, bu zaman zaman beni çok zorluyor.
-Bazen de iyidir.
Bazen çok iyidir.

Ama beni en çok zorlayan; mükemmeliyetçilik diye tarif ediliyor.
Ben birşey ya en iyi olacak ya hiç olmayacak tarzında bir yapım var.
O yüzden sosyal medyada çok fazla paylaşım yapamıyorum.
Bir tek faydası var belki, kendinizi hep biraz daha iyiye odaklıyorsunuz.
Onu yok etmek isterdim.
Sevdiğim yönüm; iletişimi çok seviyorum.

İnsanlarla, hayvanlarla, bitkilerle, herşeyle, bütün canlılarla…
İletişim benim için çok kıymetli, bunun da güzel olduğuna inanıyorum.
bu birliktelik bana çok büyük bir güç veriyor,

Yani varlığımın sebebini hissettiriyor bana.
Onda da devam etmek istiyorum.

Yaşamınızda sizi en çok şaşırtan şey ne?
Çok genel olacak ama, son dönemlerdeki bu kadar zor bir sürecin
ister istemez zor bir sürecin içindeyiz hepimiz için geçerli,
böyle bir sürecin içinde hepimizin evet, ayakta kalması lazım,
mutlu olabiliyor olmamız lazım
hayattan keyif almamız lazım da…
orada bir virgül koyayım, bu kadar çok vurdum duymaz olunması hayata karşı, bu kadar çok umarsız olunması,
bu kadar çok ben merkezci bir hayat beni çok şaşırtıyor.
Hergün nasıl ya diyebiliyorum,
Bir özçekimden yola çıkıyorum sadece, bu minicik bir örnek,
insanların artık bir eylemi yapmak mutuluğuyla değil, tam tersine eylemi sadece gerçekleştirmiş olup, onu resmetmek ve göstermekle meşgul olduğunu görünce,
çok üzülüyorum. Çok bilinen bir yere yemek yemeye gidip de,
orada selfiler çekip, sonra tamam bu kadar yeterli deyip,
yemeden kalkıp giden insanları duyuyorum. Ben niye doğdum ya da ben niye buradayım sorusu sorulmadan yaşanan hayatlara çok şaşırıyorum…
Sizi en çok sevindiren şey?
Doğayla ilgili, doğaya dair yaptığım çalışmalarla ilgili,
birarada olduğum insanlarla ilgili, birlikte çok keyifli zamanlar geçirdiğimiz çocuklarla ilgili bir gelişme olduğunda,
onların bir geri dönüşünü aldığımda,
dünyanın en mutlu insanı oluyorum hakikaten…
Bu konuda mesela öğrencilerimden bir tanesi,
bir gün telefon edip “hocam nasılsınız?” dedi
“İyiyim oğlum sen nasılsın?”
“Ben sizi çok özledim” dedi.
“Ben de sizi çok özledim” dedim.
Durdu, “hayır öyle değil” dedi.
“Ben, benim hayatımda bu kadar çok değişiklik
yapabilen birinin varlığını özledim” dedi.

“Siz benim hayatımda nasıl bir değişiklik yaptığınızın farkında
mısınız” dedi.
“Umarım çok güzel olmuştur” dedim.
“Tabi ki çok güzel oldu ama, siz bana bir ömür verdiniz,
bir hayat bağışladınız” dedi
12 yaşında bir çocuk söylüyor bunu…
Yani, kurs bitip aradan 3-4 ay geçip görüşemedik falan,
bana o zaman telefon ediyor.
Siz bana bir hayat bağışladınız diyor.
-Bu çocuğun nasıl bir farkındalığı var böyle…
Öyle kaldım…”Ben sizin sayenizde benliğimi buldum” diyor,
“Bu hayatı niye yaşayacağımı öğrendim” diyor.
Allahım diyorum yani inanılmaz birşey.

Bir anınızı paylaşır mısınız bizimle?
Çocuklarla birgün sınıftayız,
sohbet ediyoruz, şakalaşıyoruz falan, “Çocuklar, yer yüzünde kaç tür canlı var?” dedim, “Onu nasıl tanımlarsınız?”
“Amaan öğretmenim, üç tane bilmiyor muyuz” dedi bir tanesi.
“Bitkiler, hayvanlar, insanlar” dedi.
Bir tane oğlum vardı Deniz, “Hayır 4 tane” dedi. “Şimdi seni dinleyelim, 4 tane canlı nereden geldi?” dedim.
“Çok basit öğretmenim” dedi, “Bitkiler, hayvanlar,
insanlar ve çocuklar” dedi.
Böyle kaldım… Dedim 4. bir tür müsünüz?
“Evet, aynen öyleyiz” dedi.
“Sen bu dediğinin ne kadar önemli olduğunun farkında
mısın şu an” dedim,
“Vallaha gayet farkındayım” dedi.
-O kaç yaşındaydı?
O da 12 yaşındaydı, ben inanamadım. Bir gün bunu Facebook’ta paylaştım. Sonra bir gün aylar sonra bu anonimmiş
gibi bana internetten geri geldi.
Can Yücel’in şiirleri gibi mi geldi:))
Aynen, ve kendim de şüpheye düştüm.
Ben bunu yaşamadım mı acaba dedim, ben böyle bir gerçek yaşadım:))

Son olarak söylemek istedikleriniz neler?

Söylemek istediğimi yine bir anıyla toparlayayım;
Kurs bitti, Eylül ayı, okullar kapalı hala,
Yine telefon geldi, 3 tane çocuğum okula gitmişler.
“Biz sizi nereden arıyoruz biliyor musunuz?”
“Nereden?”
“Okulun bahçesinden”
“Ne güzel, ne yapıyorsunuz, oyun mu oynuyorsunuz?”
“Hayır öğretmenim, biz buradaki ağaçları sulamaya geldik”
Her birinin ayrı ağacı vardı.
O ağaçları suluyorlardı arada, Ama ben hakkaten burs bittikten
sonra gideceklerini düşünmemiştim.
“Aaa ne güzel yapıyorsunuz” dedim,
“Niye şaşırıyorsunuz” dedi.”Bu normal değil mi”
“Ayrıca öğetmenim, biz buraya gelmekten çok keyif alıyoruz” dedi.
“Doğa en güzel hastanedir demiştiniz bize”,
“en canınız sıkıldığı anda, moraliniz bozulduğu anda,
lütfen dışarıya çıkın”
“bir ağaca sarılın, oturun, bir ağacın
dibine, ağaçların olduğu bir yere gidip,
oralarda oyalanın demiştiniz ya” dedi, “Evet” dedim.
“Şu an biz onu yapıyoruz, bizim hastaneye ihtiyacımız yok”,
“Biz buraya iyileşmeye geliyoruz” dedi.
Böyle kaldım yine telefonda,
“Sizinle gurur duyuyorum” dedim,

“Siz bu düzeni, herşeyi değiştireceksiniz, inanıyorum” dedim.
Güldüler, “tamam biz hastanemize gelmeye devam edeceğiz” dediler bana.
Yani benim umudum bu, dünyanın en iyi evine sahip olun,
dünyanın en iyi arabasına sahip olun, mekanik bir sistemin
içinde kapalı haldesiniz. herşeyden uzaksınız,
Hiç biri sizi gerçek manada mutlu etmeyecek…
Ömrünüzün sonuna kadar çabalayın, hepimiz çabalayalım,
bunun sınırı yok, ama doğa denilen şey,
sizsiniz, biziz, kendimiziz.
Ondan öte birşey değiliz, onun içindeyiz,
O yüzden de kendimizi yeniden bulmamız,
toparlanmamız, sadece oranın içinde.
Herhangi bir şekilde bir ağacın rüzgar sesini duyduğunuzda “aa ne güzel” değil sadece o, Orada negatif iyon yoğunluğu başlıyor, özellikle çam ormanlarında bu,
o yüzden şanslıyız diyorum her zaman.
Çam ormanlarında, şelale kenarında, deniz kenarında,
en dağ zirvesinde, negatif iyon yoğunluğu olduğu için
insanlar doğal olarak zaten yenileniyor.

Hayatında apartman dairesinde bile olsan,
küçücük alanları o doğal ortamı hissedebilecek hale getirmek,
belki bir apartman bahçesi, balkonu,mahallesi, bu böyle yürüyecek çünkü, ve sonra şehir.

Bunlara destek verip, bunlarla birlikte yürümekten geçiyor.
Benim söyleyeceklerim bunlar.

-Çok teşekkürler bu güzel sohbet için,

Ben teşekkür ederim.