SEVDİĞİNİZ MASALIN KAHRAMANISINIZ!

Play Video

MASAL OKULU KURUCUSU /MEDDAH CEMAL USTAOĞLU'NUN HİKAYESİ...


Uzun bir aradan sonra turnedeyim ve başroldeyim, çıkacağım;
Attım kendimi sahneye, bütün oyun gitti.
“Trak” dedikleri şey,
Aklımda bir kelime bile yok.
-Unuttun
Bir kelime bile yok…
Bir kelimeyi yakalasam, devam edeceğim.
Sonra adam deli olduğu için, öyle bir sahne var,
hızla gidip geliyor sahnede, iki defa gidip geliyor
Ben 8-9 defa gittim geldim, aklıma birşey gelmiyor.
Katip de orada “hazır ol”da beni bekliyor.
Ben ona bir şey soracağım, o da cevap verecek.
En sonunda şu geldi aklıma; “Katip,
bu günkü programımızda ne var” dedim
Oradan bir iki kelime söyledi.
-Uyandı mı katip?
Uyandı,
Oradan bir iki kelime söyledi, ondan sonra geldi…

-Merhaba
Merhaba,

Bugün, çocukların masalcı amcası, büyüklerin meddahı Cemal Ustaoğlu’yla beraberiz.
Onu tanıyacağız kısaca, kendini anlatabilir misin bize?

Trabzon’dan başlayayım o zaman.
-Aynen, doğduğun zamandan başlayıp…

1962 yılında karlı bir kış günüydü (gülüşmeler)
10 Şubatta doğmuşum Trabzon’da, İlkokulu, ortaokulu, liseyi Trabzon’da bitirdim.
İstanbul’a Marmara Üniversitesi Basın Yayın Y.O. kazandıktan sonra,
1981 yılında geldim, o günden beri İstanbul’dayım.
Genelde reklamcılık yaptım, onu da niye yaptım,
tiyatroyu daha rahat yapmak için, Tiyatrodan hiç kopmadım çünkü,
amatör, yarı amatör, profesyonel, bir şekilde tiyatro hep hayatımda oldu.
50’ye yakın dizide oynamışım, bilmiyorum ben,
Dernekteki arkadaşlar söylediler.
Onun dışında bir çok oyunda rol aldım tabi,
Masalı nasıl keşfettiğime gelmek istiyorum.
Masalı şöyle keşfettim; yaklaşık 8 yıl önceydi,
Çok uzun bir Anadolu turnesine çıktık; tiyatro turnesi
“Deli Kaymakam” (ya da) “Buzlar Çözülmeden” Cevat Fehmi Başkut’un oyunu.
Oradaki deli kaymakamı ben oynuyordum.
Sabahları da çocuklara çocuk oyunu oynuyorduk.
Yani bizim patron hiç boş bırakmıyordu bizi, 24 saat çalışıyorduk (gülüşmeler)
5 kez oynadığımız oluyordu günde,
Gündüz çocuk oyunu, akşam da büyük oyununa çıkıyorduk.
Çok yoğun bir turneydi ama çok güzel bir turneydi.
Taa Nusaybin’e kadar gittik.
4 günde 4 mevsimi yaşadık.
Bol bol grip olduk ama çok eğlendik.
O sırada bir köyden geçiyorduk, yemek molası vermiştik.
Baktım köy çocukları, Anadolu’da, çok şirin, küçücük bir
ilkokul, bahçesinde oynuyorlar, Teneffüs değil ama, bayağı uzadı.
Dedim “ne oldu, teneffüs değil mi”, “yok, ders boş” dedi.

Çok üzüldük, biz de ona yakın bir yerde yemek yiyorduk.
Ne yapalım çocuklara bir yararımız olsun diye,
dedim “çocuklar gelin size masal anlatacağız”
Yanımda bir arkadaşım daha vardı, başladık öyle anlatmaya,
Onları eğlendirmek için, Kendiliğinden gelişti, doğaçlama
bir şey, onları çok sevdim çünkü,
Nasıl bir masal diye soracak olursan,
Keloğlan Nasrettin Hocayla karşılaşıyor, ormana gidiyorlar,
Pamuk Prensesi kurtarıyorlar, bütün masalları birbirine kattım.
Gülmekten kırıldılar.
Doğaçlama bir masal oldu, Çocuk sevgisini nasıl belli
ediyor, koştular hepsi sarıldılar,
Nasıl ağladım, anlatamam, çok duygulandım,

-Çocuk ruhuna dokundun sanki o gün.

Sarıldılar, bırakmıyorlar beni falan, çünkü çocuk öyle belli ediyor sevdiğini,
Karşılıklı ağladık, en çok ben ağladım, çok hoşuma gitti.
Dedim “tamam, bundan sonra bu iş bende”
Sonra turne bitti, İstanbul’a geldik.
O zamanlar bu kadar yoğun “Masal Anlatıcısı” yoktu piyasada, 8 sene öncesi.
Şimdi dağ taş doldu, olsun, çok da seviniyorum, çok güzel
bir şey yapıyorlar arkadaşlarımız.

Sonra biraz daha araştırmaya başladım, daha bilinçli masallar anlatmak için uğraştım.
Her yaşın masalının farklı olduğunu keşfediyorsun önce.
Şu anda ben 3-7 yaşa farklı bir masal atölyesi yapıyorum, 8-12 yaşa farklı
bir masal atölyesi yapıyorum.
Yetişkinler için de Masal Atölyelerimiz var, 2 gün sürüyor.
Bunu kurumsal da yapabiliyorum sevgili oyuncu arkadaşlarımla birlikte, eğitmen arkadaşlarımla birlikte,

Onun dışında ayda bir de Meddah gösterim oluyor.
Meddah gösterim genelde Taksim Tuva Sahne’de oluyor.
Umarım bugünden sonra Kadıköy’de de olacak, yeni bir mekandayız.

-Bugün bir açılışın var aslında senin,

Evet, Bugün Bulvar pasajının alt katında,
“Kale Tiyatro” ve “Ali İhsan Bozdemir
Tiyatrosu”nun birlikte işlettikleri bir yerde,
“Küçük Sahne” de biz de artık her Cumartesi olacağız.
-Ne yapacaksınız?
Burada Atölyeler yapacağız. Oyunculuk atölyemiz olacak,
Masal Anlatıcılığı atölyemiz olacak. Hepsini harmanlayacağız.
4 kişi olduğumuzda “Doğaçlama Tiyatro” da başlayacak,
Doğaçlama Tiyatro da hızla gelişen birşey Türkiye’de,
Çok çok eğleniyor insanlar, kendilerini keşfediyorlar ama.
Zaten sahne kendini keşfetmek için çok ideal bir şeydir.
-Biraz farkındalık geliştiriyor aslında. Empati kurma, bizim topraklarda
bence az olan bir duygu…
-Son zamanlarda bu çok dikkatimi çekiyor, empati kurmanın eksikliği hep konuşuluyor.

-Sevdiğin yönlerin, sevmediğin yönlerin, değiştirmek istediğin yönlerin var mı?
Zor sorular (gülüşmeler)
Tabi ki sevmediğim yönlerim var, hayatı erteleyerek yaşıyorum,
yaşıyordum, artık bunları kısaltmaya başladım. “Farkındalığını geliştirdin” (gülüşmeler)
Herkese söylerken kendimiz…
-Talkımı verince iyi oluyor değil mi:)
İşte “yarın yaparız, önümüzdeki ay yaparız, bir yıl sonra yaparız,”yanlış, hayat böyle birşey değil
İstediğin anda sahneye çıkacaksın, “dan” diye atlayacaksın,
denize düşmeden yüzmeyi öğrenemezsin.
-Erteleyince hiçbir zaman zamanı gelmiyor çünkü.
Gelmiyor,
-Doğru zamanı bekliyoruz ama o zaman aslında şimdi
Bugün, şu an…
-Klişe gibi geliyor ama o kadar da gerçek ki…

-Sevdiğin yönün peki?
Arkadaşlar söylüyor, çok espritüelmişim. Hazır cevapmışım, onları güldürüyorum,
-Neşelisin,
Neşeliyim içimiz kan ağlasa da…
Yani palyaço fıkrası gibi birazcık… Ama bu hoşuma gidiyor yani insanları
güldürmek çok önemli bir meziyet. inanıyorum yani, zor birşey.
Çünkü gülmek için birazcık zekaya sahip olmak gerekiyor.
espri zakaya hitap eder,
Güldürmek için de öyle, ama ağlatmak çok kolaydır,
çünkü duyguya hitap edersin.
Neydi o “soğan da ağlatır” (gülüşmeler)
Soğan da ağlatır, evet, ağlatmak çok kolay, özellikle bizim milleti,
“Vatan millet sakarya” deyip iki saat ağlatırım ama neye yarar?
Zaten insanlar ağlıyorlar.

-Yaşamında her istediğini yapabildin mi?
-Hayır yapamadım.
-En çok ne istedin de yapamadın mesela?
Çok geniş bir gemiyle, arkadaşlarım, sevdiklerimle birlikte bir dünya
turunu hayal ederdim.
-O hala olabilir, çok güzel, ben de bunu istiyorum. Ben gemiyle demiyorum, normal çıkalım işte yola,
dünyayı gezelim.
Geminin huzuru var, yani rahat…

Yaşamında seni en çok şaşırtan şey?
İnanır mısın, on yıldır hiçbir şeye şaşırmıyorum.
Türkiye öyle bir halde ki şu anda,
hiçbir şeye şaşırmıyorum, önceden şaşırıyordum yani.

Seni en çok sevindiren şey?
Coşkulandıran ya da?
Yeni bir şey öğrenmek, yeni bir oyun çıkması,
yeni bir şey yaratmak sahnede. Bir şarkıda bile çok kıvanç duyup çok coşkulu olabilirim.
Duygularıma hitap eder çünkü,
En çok sevindiren şey dedin değil mi?
Sevinçli bir haber duyduğum zaman, Ben mesela sokakta yürürken şarkı söylerim,
kimsenin baktığı da umurumda değildir, yağmur da yağabilir,
kar da yağabilir, bağıra bağıra şarkı söylerim.
Çünkü coşkum onu gerektiriyordur, onu yaparım.
Yani keşke sevinçler hayatımızda daha fazla olsa da, ben hergün deli gibi şarkılar
söylesem dışarıda, çok isterim yani.

Geriye dönüp baktığında yaşamdan neler öğrendin?
Neler öğrenmedik ki…
Yani ta okul dönemine gidersek,
idealisttik, ben muhabirlik yapamayacağımı anladım.
sonra bir yere bağlı kalamadığımı anladım. Hiçbir şeye hiçbir yere bağlı kalamadım.
Zaman geçtikçe şimdi şimdi bağlanmaya çalışıyorum.
Bu herşey için geçerli, Dedim ki ne yapayım, nasıl yaşayayım
baktım reklamcılık daha bağımsızlık içeriyor.
İstediğin zaman gidiyorsun, istediğin zaman çıkıyorsun,
gazetede de, dergide de.
Geziyorsun, paranı kazanıyorsun
ondan sonra sinemaya mı gidersin, tiyatro kursuna mı gidersin
Reklamcılığa yöneldim, çok güzel yıllar geçirdim reklamcılıkta,
ama değerini bilemedik tabi, (gülüşmeler)

-Yani yaşamdan öğrendiğin ne, reklamcılık mı?
Öğrendiğim, hiçbir şeyi erteleme kardeşim:)
-Gene ertelemeye geldin, yani senin bugünkü motton bu.

Seni en çok ne üzdü yaşamında?
Birçok acı olay yaşadım İstanbul’da.
Annemin ölümü çok çok üzdü. Hiç beklenmedik ani bir ölümdü.
-Başın sağolsun
Ondan sonra hayata bakışım da değişti.
-Kaç yıl oldu?
30 yıl
Onun dışında yürümeyen evlilikler üzmüştür herhalde…
Kırıklıklar, arkadaşlarım, arkadaşlarla çıktığın yolda devam
edememek gibi şeyler çok çok üzdü beni.
– Yani daha çok insani ilişkiler değil mi?
Farkında mısın, hiç hayvanlar üzmüyor bizi (gülüşmeler)
-O da doğru…

-Kendini en son ne zaman takdir ettin, ne ile ilgili?

Güzel bir gösteri yapmıştım, çok yorulmuştum, bir ilkokula gitmiştik Şişli’de.
3 seans yapacaktık, sonra çocuklar geldiler, 5 seans yaptık,
çok yoruldum. Nefes alamayacak durumdaydım,
ama dedim “hayır, bu çocuklar geldi, beni bekliyorlar”
Onlara güzel şeyler anlatmam gerekiyor,
O yorgunlukla girdim sınıfa, onların “heeey” diye bağırmasıyla kendime geldim,
-Enerjin yükseldi bir anda.
Enerjim yükseldi ve bir saat çok eğlendik dedim helal olsun bana:)
inanılmaz bir şey, çocukların enerjisi çok faydalı insanlar için.

Bir anını paylaşır mısın bizimle?
Yıllar sonra Söke’de başladım,
Yaklaşık 15 yıl ara verilmişti tiyatroya,
Turneye çıktık “Deli Kaymakam”
Çok heyecanlıyım, ilk oyun Söke’de.
Eski sinema diye bir yer var, çok güzel bir mekan
Nasıl heyecanlıyım, gümbür gümbür atıyor yüreğim,
Uzun bir aradan sonra turnedeyim ve başroldeyim, çıkacağım;
Attım kendimi sahneye, bütün oyun gitti.
“Trak” dedikleri şey,
Aklımda bir kelime bile yok.

-Unuttun
Bir kelime bile yok…
Bir kelimeyi yakalasam, devam edeceğim.
Sonra adam deli olduğu için, öyle bir sahne var,
hızla gidip geliyor sahnede, iki defa gidip geliyor,
Ben 8-9 defa gittim geldim, aklıma birşey gelmiyor.
Katip de orada “hazır ol”da beni bekliyor,
Ben ona bir şey soracağım, o da cevap verecek.
En sonunda şu geldi aklıma; “Katip,
bu günkü programımızda ne var” dedim.
Oradan bir iki kelime söyledi.
-Uyandı mı katip?
Uyandı,

Oradan bir iki kelime söyledi, ondan sonra geldi.
8-9 defa insanlar beni, böyle böyle bu adam ne yapıyor diye izlediler.
Çok var anı da ilk aklıma o geldi.

Son olarak söylemek istediğin bir şeyler var mı?
Size bir şarkı söyleyeyim (gülüşmeler)

-Sen aslında çok güzel Cem Karaca söylersin.
Bugün yapacağım, bugünkü gösterimde Cem Karaca taklidi de yapacağım.

Gösteriden bir bölüm…….
Arkadaşım Doğaner aradı”Cem abimiz bizde” dedi.
“Yürü git” dedim ya.”Beni işletiyorsun gecenin bir yarısında,
“Vallahi” dedi,
“Yok” dedim, “gece olmuş yarım, ne işletiyorsun?”
“Vallahi bak vereyim” dedi.
Telefonu verdi,
“Merhaba arkadaş” diye bir ses, dedim “geliyorum” (gülüşmeler)
15 dakikalık yürüyüş mesafesi vardı aramızda, çok yakındı Doğaner’in evi.
Nasıl gittim, uçtum mu, helikopter mi tuttum bilmiyorum,
Gittim gerçekten O (Cem Karaca)
(Gazetenin) bütün Yazı işleri müdürlüğü Doğaner’in evindeler 6-7 kişi.
Hepsi sarhoş,
Cem (Karaca) abim, aslanlar gibi oturuyor, içiyor ama hiç bozulmamış, herkes yerlerde ama.
Doğaner kapıyı zor açtı, düşün yani,
Ondan sonra nasıl bir heyecan,
yıllardır taptığım adam karşımızda,
tanıştırdı beni, Doğaner konuşmaya çalışıyor ama,
çok sarhoş, şunu diyor, Türkçe meali şu;
“Abi sen yurt dışındayken,
Cemal seni taklit ediyordu,
ve bize şarkılarını söylüyordu.”
“Öyle mi” dedi,
“Hadi bir tane de benim yanımda söyle” dedi
Olur mu senin yanında,
heyecandan zaten elim ayağım titriyor.
“O zaman iç bir tane” dedi, bana kendi eliyle rakı doldurdu.
Benim için onurdur yani.
Ben birazcık içtim, güya cesaretim yerine geldi,
“Hazır mısın” dedi, “Hazırım” dedim,
“Ne söyleyeceksin” dedi
“Lümüne’yi söyleyeceğim” dedim, “Odam kireç tutmuyor”
“Biliyor musun” dedi, “ben eşime evlilik
teklif ettiğim akşam bunu söylemiştim” dedi.
O gün öyle tanıştık, sonra bir kaç defa daha bir araya geldik.
Benim için çok güzel bir anıdır, unutulmaz anılardan biridir.

Bugün Lümüne geçmedi aklımdan, “Kerem gibi” geçti
Ondan bir parça onu taklit ederek söylemeye çalışacağım.
“Hava kurşun gibi ağır
Bağır, bağır, bağırıyorum!
Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum…
O diyor ki bana:
Sen yanmasan
ben yanmasam
biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…
————-

Meddahtan biraz bahsedeyim o zaman,
Meddah nedir, aslında Meddah, Osmanlı döneminde
topluluk karşısında hikayeler anlatan ve taklitler yapan
kişi diye geçiyor sözlüklerde,
Bugünkü meddah nasıl olmalı diye ben düşündüm,
Bu geleneğin devam etmesini
istiyorum, Erol Günaydın’lar geleneğinin.
Kendime göre bir yol haritası çizdim.
“İyilik güzellik” benim gösterimin adı.
Hayatımıza güzellik katan insanlardan anılar anlatıyorum.
Yaşar Kemal’den Aziz Nesin’e,
Cem Karaca’dan Tarık Akan’a kadar…
Onları katıyorum, anılar yaşasın istiyorum.
Sadece hikaye anlatmıyorum, taklit yapıyorum.
Şarkı söylüyorum. Fıkra anlatıyorum, birazdan göreceğiz.

Gösteriden bir bölüm daha…

Hoşafın yağı kesildi, Yeniçeri ocaklarında kazanlar kaynarmış,
Her ocağın aşçısı var, genelde yedikleri pilav ve hoşaf.
Her akşam koca koca kazanlarda bunlar kaynıyor.
Bir yeniçeri ocağının aşçısı biraz pismiş.
Pilav tenceresini karıştırdığı kepçeyle hoşaf tenceresini de karıştırırmış.
Başka bir kepçe kullanmazmış.
Dolayısıyla yeniçeriler de yıllarca hoşafı yağlı bir şey sanmışlar.
Bol tereyağla yapılıyor pilav,
Oradan alıyor kepçeyi, onunla hoşafı da karıştırıyor.
Yıllar geçmiş, bizim çok temiz olmayan aşçı ölmüş,
Yerine başka bir aşçı gelmiş, o daha temizmiş.
Pilavı başka kepçeyle karıştırıyormuş,
Bizim yeniçeriler de bunu fırsat bilmişler ve ayaklanmışlar.
Ayaklanma sebepleri de; “hoşafın yağı kesildi!”
Bu bizim tarihimizden, yanlış anlamalarla ilgili çok güzel birşey.
——-
Hepsini harmanlamış oluyorum sahne sanatlarında,
Sahne sanatlarından tek kişi sahnede neler yapabiliyorsa,
Onları (yapabiliyorum), bir tek dansedemiyorum
Dansta bir ders alıp dansetmek istiyorum.
Sorumuz neydi?
Son olarak söylemek istediklerindi.
Hayat her şeye rağmen güzel, yılmak yok, son ana kadar
güzel şeylere peşinde koşalım. insanlar için ve kendimiz
için güzel şeyler yapalım.
-Çok teşekkürler Cemal Ustaoğlu,
Ben teşekkür ederim.