BİR FOTOĞRAF KONUŞABİLİR Mİ?

EDEBİYATIN FOTOĞRAFI

Felsefesiz bir sanatın olabileceği kanısında değilim. Sanattan felsefeyi alırsanız, geriye sadece tesadüfler kalır” diyor Hasan Yücel… Gazetecilik ve hukuk öğrenimi gördü, avukat… Edebiyatla, sanatla, felsefeyle ilgileniyor. .. Fotoğrafla seksenli yıllarda, İstanbul’da gazetecilik eğitimi sırasında tanıştı… Bu videoda onun kaleminin ve objektifinin ürünlerini paylaşmak istedik sizlerle.

 Hasan Yücel’e şu Facebook linkinden ulaşabilirsiniz: https://bit.ly/3fZsMgo 

Bir fotoğraf konuşabilir mi, ne hisseder yorulduğunda? 

Fotoğraf zamandan düşmüştür artık, ya zamanın elinden kaçmış, kendini unutturmuş, ya zaman ona acıyarak sonsuza kadar içinden atmıştır. Kendisine kimin nasıl baktığını bilir, duygulu insanlara kalbini açmak ister. Şöyle bir bakıp geçenler ise onda sadece soğuk bir yüz, birkaç soluk renk görür; anlamına, derinliğine ulaşmadan bırakır elinden.

Kimse bir fotoğrafa cansız varlık diye bakmasın, o bir canın, en duygusal yerinde kendini ışığın kucağına atarak ebediyen var etmesidir. Nasıl sesleri belli bir yükseklikten sonra duyamazsak, bir fotoğraftaki canın heyecanını göremeyiz. Çünkü o bizim görme yeteneğimizi aşan bir yoğunlukta ışığın muhabbetine kapılmış, bütün varlığını dondurmuştur. Eğer kalbinizin tam gerçeğiyle bir süre bakarsanız, fotoğraf hareket eder, uzar, kısalır. Fotoğrafla konuşabilirsiniz, sizi duyar, cevap verir, hisseder. 

Gerçekte tüm canlılar birer fotoğraftır. Bizim insanı hareket içinde görmemiz tümüyle zamanla ilgilidir. Yirmi dört fotoğrafı birbirine ekleyip, bir saniyede bir yöne doğru çevirin fotoğraflar canlanır. Bizim insandan aldığımız işte o yirmi dört fotoğraftan biridir, insan sürekli fotoğraf verir. Bizim gördüğümüz, sevdiğimiz insan sürekli çevirerek baktığımız fotoğraf gibidir.

Fotoğrafları bitirdiğimizde, ya da artık ona anlayarak, içten bir duyguyla bakmadığımızda insan ölür. Çünkü görüntüyle ışığın ilişkisi kesilmiştir, gözümüzde enerji yoktur, kalbimiz bu duyguyu onaylamamaktadır. 

Ben deklanşöre basarken, ebediyen yaşayacak bir canlının tohumunu atar gibi hissederim kendimi. Ona göre konum alır, ona göre nefesimi tutarım; o kritik anın heyecanını fotoğraf benimle birlikte hisseder. Fotoğrafın aslında edebiyat olduğunu pek kimse düşünmez, okuyanlar dikkatli bakınca öyle olduğunu anlarlar. 

Biz fotoğrafı kitap okur gibi okuruz, fakat onun satırları öyle harflerle yazılmamış, ışık onu görüntüye çevirmiştir. Siz onu tam kalbinizle çözer, duygunuzla yorumlarsanız, edebiyat olur.

Video hoşunuza gittiyse beğenmeyi unutmayın! Yeni Videoları kaçırmamak için https://www.youtube.com/channel/UCi_y… tıklayarak abone olabilirsiniz.